Akilah Richards – Özgür İnsanlar Yetiştirmek* (TEDxAsburyPark)

Çocuklarımız doğası gereği güvenilmez mi?

Tabii ki!

Değil mi?

Eğer yetişkinler tarafından doğru yetiştirilmeden 

kendi hallerine bırakılırlarsa, yalan söylerler, çalarlar,

hatta ispiyonlarlar değil mi?

Sanırım bunu sürekli görüyorum?

Siz de görüyorsunuz, değil mi?

O çikolatalı pasta ile kaplanmış tatlı küçük suratlarla, 

hiç yemediklerine yemin ederler.

Yalancılar.

O “yemedikleri” keki sizin izniniz olmadan aldılar, hırsızlar.

Sonra da büyükbabanın onlara keke ulaşmaları için yardım ettiğini söylüyorlar?

İspiyoncular.

Yani, bu kanıt bizi çocukken bizim de bütün çocuklar gibi güvenilmez olduğumuz sonucuna götürüyor..

Bu, genç insanlar olarak, dürüstlüğün öğretilmesi için zamana ihtiyacımız olduğunu mu ima  ediyor?

Esasen bütün güvenilir insanlar yetişkinler mi?

Gerçekten çocuklar hiçbir zaman, onlara belli özgürlükleri bahşedeceğimiz  kadar güvenilmez mi?

Mesela zamanlarını nasıl geçirmek istediklerine karar verme özgürlüğü?

Ya da istediklerini öğrenme özgürlüğü?

Bunu soruyorum çünkü gençler kesinlikle özgürlükleri için zorluyorlar değil mi?

Ya kimse onlara özgürlüğün ve güvenilirliğin insan olmakla beraber geldiğini söylemememiş, ya da bu yutturmacaya inanmıyorlar.

Açıkça, özgürlüğün bir insan hakkı olduğuna inanıyorlar.

Ama buna kolektif yetişkin cevabımız genellikle şöyle oluyor:

Hayır, hayır tatlım, özgürlük doğarken hak ettiğin bir şey değil, 

özgürlük kazanman gereken bir şey.

Özgürlük doğuştan gelen bir insan hakkı değil, bu bizim çocuklara kolektif cevabımız.

Sanırım bu mesajı kabul ettirmeye çalışmamızın bir nedeni yetişkinler olarak, sadece güvenlik anlamında değil aynı zamanda hayat çıkarımı olarak, çocuklara neler olabileceğine dair korkularımız. Çocuklarımızın güvenilmez olmasından, ya da daha kötüsü başarısız olmasından korkuyoruz.

YANİ MESELE ŞU:

  • Dünyada belirli türden insanları yetiştirmekten korkuyoruz ve bu korkuyu azaltma yolumuz, onun bizi kendileri korku ve güven eksikliğinden kaynaklanan ebeveynlik ve eğitim uygulamalarına çekmesine izin vermek.

Yani biz yetişkinler güvenilir insanlar yetiştirmek istiyoruz ancak bunu çocukların zamanlarını ve görevlerini kontrol ederek, onları, güvenilirliği yaratan gerçek yaşam deneyiminden etkili bir şekilde uzak tutarak yapıyoruz.

Gerçekten de,  genç insanlara yalnızca bize itaat ettikleri noktada güveniyoruz.

Güven böyle mi oluyor?

Ben eskiden böyle düşünürdüm. Fakat iki çocuk sahibi olup onların duygusal sağlıklarını akademik gelişim pahasına kaybettiklerini deneyimledikten sonra  bu inanışa artık tutunamadım.

Böylece, çocuklarım hakkındaki, öğrenme hakkındaki ve tüm bunların arasındaki bağlantı ve güven konusunda neye inandığımı sorgulamaya başladım. 

Ve bu bağlantı, özgürlük, çocukluk ebeveynlik ve güvenin kesişim noktaları hakkında her zaman sorduğum soruları ateşleyen şey.

Şimdiye kadar size  11 soru sorduğumu fark ettiniz mi? 

Çünkü rahmetli usta söz yazarı Christopher “Biggie” Vallace’ın “manyakça soru sorma” dediği şeyi hatırlatmak istiyorum. Bir kişinin, Güven ve Özgürlüğü Çocukluğa bağlarken sorguladığı, son derece önemli olan bir yaşam becerisi, özellikle de çocuklara kendi öğrenme süreçlerinde güvenmek ve kendi hayatları hakkında ciddi kararlar almaları konusunda.

Birçoğumuz için bu bir çeşit özgürleşme pratiği.

Ben buna Özgür İnsanlar Yetiştirmek diyorum.  

Ve pratikle, manyakça soru sorma becerim giderek gelişti ve  şu benim için oldukça netleşti:

Bir grup insanın, biz onları güvenilir hale getirene dek,  tabiatı gereği güvenilmez olduğuna karar vermek, tehlikelidir! Bu, bizi ilişkilerde neyin sağlıklı ve normal olduğuna dair baskıcı ve toksik düşüncelere sürükler.

Ve biz bu toksik baskıcı şeyleri çocuklarımızı sevmediğimiz için ve onlar için en iyisini istediğimiz için yapmıyoruz, bunu yapıyoruz çünkü bize güvenilmez olmadığımız öğretildi. Ve bu yüzden, bizler kendi ebeveynlik ve eğitimimizi korku yerine güvene kök salan bir dil ve pratik geliştirmedik.

Bizler, okulun güvenilir, özgürleşmiş  insanlar yetiştirmemize yardımcı olduğundan değil, her zaman gördüğümüz bu olduğu için, zorunlu okul gibi baskıcı stratejilere başvuruyoruz. Bugünkü toplumumuzda baskı araçları,  güven temelli pratiklere göre çok daha fazla normalleşmiştir.  

Ve baskı araçları derken, çocukların güvenilir olmadıkları ve bu nedenle bilginin yukarıdan aşağıya doğru, bir öğretmenden boş bir kaba benzeyen bir öğrenene aktarılan bir şey olduğu fikrine dayalı gündelik ödül ve ceza temelli sistemlere dahil olmaya zorlanmaları gerektiği varsayımına dayanan sistemleri kastediyorum. Çok az kaynak verilen ancak genellikle öğretmenin büyük ölçüde, çocuğunsa kuşkusuz biçimde hiç girdisinin olmadığı, çokça çıktı ve parametre verilen bir öğretmenden.

Baskı araçları diyerek, çocukları, kasıtlı ve yaygın bir şekilde Siyah, Yerli ve Beyaz Olmayan insanların katkılarını ve bilgi sistemini, tarihsel ve güncel olarak dışarıda bırakan bir müfredata tabi olmaya zorlamaktan bahsediyorum.

Şöyle ki; kızlarımızın  okuldaki ilk iki yılı manyakça soru sormaya başladığımız zamandı. O soruların sonucu olarak bugun:

  • Marley ve Sage  15 ve 13 yaşlarında ve notları iyi değil.
  • İftihar listesi yok, etkileyici test sonuçları yok, okulda sivrilmiyorlar.
  • Esasen okula gitmiyorlar çünkü bu bizim okulsuzluk aracılığıyla özgür insanlar yetiştirme pratiğimizin bir parçası.

Biz bu değişimi yaptığımızda, babaları Kris ve ben evimizin ve gelirimizin tüm yapısını ortak yaşam düzenlemelerine, daha fazla toplu taşımaya ve girişimciliğimizi belirli bir yerde olmamızı gerektirmeyen web tabanlı çalışmalara odakladık,  bunun bugünkü tanımı dijital göçebe.  Okulsuzluk yaşantımızın nasıl yürüyeceğini bilmiyorduk ama manyakça soru sormak, kaos duygusunun yerini netliğin almasına yardımcı oldu ve biz de dijital göçebeler haline geldik.

Okulsuzluk, Özyönelimli eğitimin bir formu;  bu kavram bir öğretmen ve yazar olan John Holt tarafından ortaya atıldı. Bu evokulundan farklı olarak önceden belirlenmiş konulara ya da herhangi bir müfredata bağlı kalmıyor.  

Okulsuzluk hakkında birşey duyduysanız  muhtemelen “okulsuzluk, ebeveynlik yapmamaya eşittir” i de duymuşsunuzdur. 

Sineklerin tanrısı, sadece en ayrıcalıkların işine yarayan  su katılmamış kaos, değil mi? Eğer çalışmak zorundaysanız, zengin ya da beyaz değilseniz, okulsuzluğu yürütemeyeceğinizi söylerler. Gerçekten? Çünkü benim geçtiğimiz üç yıldan bu yana neredeyse her hafta gerçekleştirdiğim halka açık konuşmalar bize gösteriyor ki; okulsuzluk bir özgürleşme işidir, topluluk içerisinde özgür bireyler yetiştirme işi, hatta özellikle en dezavantajlılar arasında.

Benim okulsuzluk tanımım çocuğa güvenen, baskı karşıtı, sevgiyi merkezine alan bir ebeveynlik yaklaşımı. Bu rıza, saygı ve kendinden emin bir otonomi üzerine kurulu bir yaşam.

Bir çok çocuk için,  okulsuzluk kendilerine olan güvenini inşa eder. Bundan dolayı utanç duymadan başarısız olabilirler. Ne zaman yemek yiyecekleri kendilerine söylenmeden, kendi bedenlerini kontrol edebilirler. Aktif olarak sosyal çatışmaları yönetmek konusunda becerilerini ortaya koyarlar, kişisel kaygılarının üzerine giderler ve önyargılarının başka insanlar için zararlı olacağını  ve nasıl daha iyisini yapacaklarını fark ederler.

Şimdiye kadar muhtemelen benim için manyakça sorularınız vardır, değil mi?

Çocukların bütün gün ne yapıyorlar Akilah?

Bu yasal mı?

Okulsuzlar üniversiteye girebiliyor mu?

baksanıza şimdiden manyakça sorgulamaya başladınız. Devam edin!

Aslında hadi en baştaki soruya dönelim:

Çocuklar doğası gereği güvenilmez mi?

Hayır! Peki bu sonuca nasıl vardım?

Manyakça soru sorma.

Dikkatli sorular, güvenilir seçimler; özgür insanlar yetiştirme kararı gibi, bize baskının başka biçimlerini fark etmek ve dağıtmak konusunda yardımcı oluyor— deneyimlediğimiz önyargılar ve -izmler gibi, ama şimdi araçlara, örneklere, desteğe, dile sahip olarak, seçmekten vazgeçebiliriz.

Bugün, sizi manyakça soru soran bir düşünce biçimi geliştirmeye davet ediyorum.

Biz yetişkinler baskı araçlarını kullanmaya devam ederek, özgür insanlar yetiştirmeyi bekleyemeyiz, bu yüzden çocuklarımızla kurduğumuz ilişkide yetki ve öncelikleri sorgulamalıyız.

Teşekkür ederim.

Akilah Richards’ın izniyle, TEDxAsburyPark’ta gerçekleştirdiği konuşma metninden çevrilmiştir.

Raising Free People

Leave a Comment

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s